2021 YILINDA ÇIKAN EN ÖZEL KİTAPLAR

2021 yılında başımıza gelen en olumlu gelişmeler, bu kitaplar olabilir. Heyecan verici kurguları, unutulmaz başkarakterleri…

Ekonomik kriz, pandemi, yangınlar ve gittikçe umutsuzluğa sürüklendiğimiz günler…

Geride bırakmak istediğimiz 2021 yılında çıkan ve çıkacak önemli eserleri Sesli Kitap Arşivi olarak sizler için derledik. Kısıtlamalarla gelen eve kapanmalarda piyasaya sürülen yapıtlar ve yılın ikinci yarındakiler. Kitapseverler için bu felsefeden psikolojiye, siyasetten modern roman eserlerinin her kelimesi hayatınızı değiştirebilir. Yeni bir bakış açısı kazandırabilecek yazarlar, size ilham verecektir. İşte okurken öğrenebileceğiniz ve de eğleneceğiniz eserler.

Müge Arbak – Anlat Dedi Hayat

Sofra hazırdı. Kocası gelmek üzereydi. Antredeki aynada kırmızı rujunu sürdü. Saçlarını düzeltti. “Boşanmakmış!” dedi kendi kendine. Kim sokuyordu bu fikirleri oğlunun aklına merak etti. Sonra gençliğine, tecrübesizliğine yordu sözcüklerini.
Bugünlere kolay mı gelmişlerdi; evliliklerinin üstüne çöken nice bulutlar geçip gitmiş, nice badireler atlatmışlardı…

Bazı hikâyeleri kendinize saklamak istersiniz.
Anlat Dedi Hayat’ta Müge Arbak hayatın ona fısıldadığı bu hikayeleri keyifli, akıcı bir dille ve alabildiğine yaratıcı bir kurguyla anlatıyor. Nakış gibi ince ince işlediği sahnelerde ilişkileri, değişenleri, değişemeyenleri, umutları, geçmişte sıkışanları, geleceğe doğru hareket edenleri ve daha nicelerini kendine has üslubuyla, ustalıkla ele alıyor.

Anlat Dedi Hayat, fırından çıkan sıcak bir poğaçanın yanında bir bardak soğuk üzüm hoşafını ağız tadıyla içmek gibi. Aynı renkmiş gibi görünen, oysa sıra dışı bir gün misali üçe beşe bakmadan yaşanan pek çok hayatın temsili… “Paylaşmak güzel şey” fikrinden hareketle, defterler dolusu yazılmış öyküler arasından seçildi her biri. Bazen yüzünüze kocaman bir gülümseme yayılırken bazen de “Ev gibisi yok.” diye düşünürken bulacaksınız kendinizi. Zaman zaman çıkmaz sokaklarda kovalayacaksınız delik deşik bir geçmişi. Siz karar vereceksiniz “Deli mi ne?” diyenler mi kabahatli yoksa dedirtenler mi… Yaşananlar sadece kader kısmet meselesi mi yoksa Basri Bey yaşadıklarını hak etti mi, doğru olan neydi? Sinsi dünür kendi kazdığı kuyuya düşmeli miydi? Kesin olan bir şey var ki, asla bir yabancı gibi hissetmeyeceksiniz kendinizi. Artık hazırsınız okumaya hayatın içinde görüp de anlatamadığınız o hikâyeleri.

(Tanıtım Bülteninden)

Shoshana Zuboff – Gözetleme Kapitalizmi Çağı

Harvard Business School profesörü Shoshana Zuboff, bu yüzyılda eşine az rastlanan bir titizlik ve maharetle kaleme aldığı Gözetleme Kapitalizmi Çağı’nda, Silikon Vadisi devlerinin başını çektiği yeni bir iktisadi anlayışın peşine düşüyor: Verinin yeni altın olduğu bir çağda, insan davranışlarını gözetlemeyi, analiz etmeyi ve bunların üzerinden servet edinmeyi hedefleyen küresel çapta bir madencilik hareketi. Kişisel verilerimiz, konum bilgilerimiz, internet alışverişlerimiz, arama geçmişimiz, robot süpürgemizin hareketleri ya da her an her saniye nabzımızdan haberdar olan akıllı saatimiz…

Ürünleriyle hayatlarımızı kolaylaştırmaları karşılığında yaşamlarımızın, hatta bedenlerimizin neredeyse tüm detaylarını kapalı zarf içinde teslim ettiğimiz bu şirketler, bu davranış “hammaddesini” reklam gelirine çevirerek muazzam gelirler elde ediyor. Üstelik bununla yetinmiyor ve bu gücü kitleler üzerinde eşi benzeri görülmemiş bir kontrol mekanizmasına dönüştüren altyapıları da hiç durmadan inşa edip geliştiriyorlar. Bu yeni kapitalizm formunu anlamak için tarihe başvurmayı da ihmal etmeyen Zuboff, artık teknoloji dünyasının standart donanımı haline gelen bu gözü kara metodu tüm şeceresiyle ortaya döküyor. Hem de insanlık onuruna yakışan bir geleceğin halen mümkün olduğundan bir an bile şüphe etmeden yapıyor bunu.

(Tanıtım Bülteninden)

Ahmet Ünal – Kaldıracaktaş

Endüstriyel toplumun oluşturduğu ‘insan’ yığınları içinde, her sınıftan kişiliklerin iç içe geçmiş ‘denetleyemedikleri’ yaşamlarından çok uzak bir dünyada “öz varlıklarını” sorgulayan ‘’beş insanın’’ yine endüstriyel bir topluma göndermek üzere hazırladıkları küçük bir çocuğun üzerinden, “olması gereken endüstriyel toplumun’’ parodisini yapmaktadırlar.

Ancak bunun gerçekleşmesi mümkün müdür? Bu soru havada kalır, cevaplanamaz. Ayrıca “var olma” nedenlerini sorgulamaya başlamış kimselerin, aydınlanma ile yerinde sayma arasındaki bunalımını, “aydınlanma” çizgisine taşımayı amaçlayan bu evrensel yapıtta; “yüzeysel gelişen felsefi diyalogların ardındaki ‘şiirsel derinlik’, okuyucuları roman kişileriyle değil, eserin bütünüyle özdeşleştirmesi yoluna gidiyor…”

(Tanıtım Bülteninden)

Tom Whyman – Böyle Bir Dünyaya Çocuk Getirmek

Yetişkinlerin sık sık içine düştüğü bir ikilem vardır: “Böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemiyorum” diyenler gerçekten haklı mıdır? Yoksa dünya tüm felaketlerine rağmen yaşanmaya değer bir yer midir? 

Yazar Tom Whyman’ın güncesinden satırlarla açılıyor kitap. “Bugün seni ilk kez gördüm.” Yıllar sonra evladına sunabileceği bir mektubu andıran satırları, can alıcı bir soruyla sonlanıyor: “Senin için, veyahut seninle birlikte doğanlar için, mutlu bir hayat mümkün olabilir mi?” Kolay bir soru değil bu. Zaten, tam da bu soruyla cebelleşmek için yazılan bir kitap var elinizde. Yazar bir yandan kendi içine dönerek ebeveyn olmanın ahlaki ve vicdani sorumluluklarıyla yüzleşirken; diğer yandan Immanuel Kant’tan Theodor Adorno’ya, Walter Benjamin’den Mark Fisher’a, Jean Rhys’den Kafka’ya kadar pek çok yazar ve düşünüre başvurduğu azametli bir soruşturma yürütüyor. Nihai olarak cevap aranan sorular sabit: Umut nedir? Umutsuz muyuz? Umut ne yapabilir? Nasıl daha iyi umut edebiliriz? Ne umut edebiliriz?

Gelir adaletsizliğinin ve geçim sıkıntılarının eşi benzeri görülmemiş bir noktaya geldiği, iklim krizinin etkilerinin hiç olmadığı kadar hissedildiği, çekmecesinde nükleer füze fırlatma tuşu bulunan takım elbiseli boomer’ların dünya lideri olduğu bir çağda, kuşakların en çilelisi ve en anksiyetelisi olan milenyaller ve onların evlatları için umut var mı gerçekten? Günümüzde bir hayli kafa yorulan bu konu üzerine kulak mollalığından ibaret esnaf kitapları çokça yazılıyor. Ancak birinci elden, samimi ve dolu bir diyaloga denk gelmek nadiren mümkün olabiliyor. Elinizde tuttuğunuz kitap, şüphesiz onlardan biri. 

Böyle Bir Dünyaya Çocuk Getirmek, çağın berbat hallerinin en can sıkıcı şekillerde tezahür ettiği ülkemiz sakinleri için kaçırılmaması gereken bir umut koşusu. Sadece potansiyel/yeni ebeveynlerin değil, herhangi bir genç ya da yetişkinin rahatlıkla okuyabileceği ve kendisi için bir şeyler bulabileceği bir eser.

(Tanıtım Bülteninden)

Saniye Bencik Kangal – Çocuğumun Beyninde Neler Oluyor?

Elma Yayınevi, Doç. Dr. Saniye Bencik Kangal’ın yeni kitabı “Çocuğumun Beyninde Neler Oluyor?” adlı eseriyle buluşuyor okurlarıyla.

“Çocuğumuzun beyninin içini görebilseydik ne olurdu acaba?” sorusunun cevabını merak ediyorsanız bu kitap tam size göre. Yazarın bilimsel gerçeklerin ışığında yazdıkları, günlük hayatımıza uygulayabileceğimiz kadar sade bir dilde. Kitap; içindeki örneklerle, fotoğraflarla, tablolarla tüm anne-babalar ve çocuk sahibi olmak isteyenler için bir rehber niteliğinde.

“İşte elinizde tuttuğunuz bu kitap bizlerin sihirli gözlüğü. Bu kitabımda çocuk ve beyin konusunda yapılmış birçok araştırmanın sonucunu derleyerek ‘Çocuklarımızın beynine bakabilmenin bir yolu var’ demek istedim. Sadece olup bitenle ilgilenmeyip her bölümün sonuna gelişimsel önerilerimi eklemeyi de ihmal etmedim” diye başlıyor Doç. Dr. Saniye Bencik Kangal yeni kitabına.

Keyifli okumalar…

(Tanıtım Bülteninden)

Zülfü Livaneli – Balıkçı ve Oğlu

Toplumsal konulara duyarlılığı ile tanınan edebiyatçı ve fikir adamı Zülfü Livaneli, bu kez Ege balıkçılarının ve hayal kurmaktan bile mahrum bırakılan göçmenlerin kaderine eğiliyor. Usta edebiyatçı Livaneli, Balıkçı ve Oğlu ile son yılların en can yakıcı ve büyük dramı “göçmenliği” balıkçı Mustafa, Mesude ve Samir bebek üzerinden anlatıyor. O güne dek sıcak evlerinde televizyondan izledikleri haberlerden aşina oldukları ölü insan bedenleri ve yarı ölü bir bebek evliliklerinin tam ortasına düşerek bir bomba etkisi yaratıyor; aile ilişkilerini bambaşka bir çehreye büründürüyor.

Balıkçı ve Oğlu, Ege’nin tarihinden bugününe, balık çiftliklerine ve rant hırsıyla dağlara, kıyılara saldıran şirketlerin yarattığı ekolojik yıkıma dair çok şey söylüyor. Bunun ötesinde göçmenlerin bir bilinmeze doğru göze aldıkları yolculuğu, hayatta kalma çabalarını ya da ölümü; kısacası “deryaya yakın, dünyadan uzak” yaşamlarını odağına alıyor. Livaneli’nin belki de en şiirsel romanı olan Balıkçı ve Oğlu; aile, aşk, ebeveynlik, evlat, kadın dayanışması, dostluk, göç, doğa üzerine çağdaş bir epope. Zülfü Livaneli’nin, uzun bir aradan sonra yazdığı ve heyecanla beklenen yeni romanı Balıkçı ve Oğlu, ustalıkla seçilen tasvirlerle okurun zihninde capcanlı bir anlatı oluşturuyor. 

Bizleri FacebookInstagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!

Yorum Yazın:

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.