EN İYİ YABANCI KADIN YAZARIN KİTAPLARI

Sesli Kitap Arşivi, olarak edebiyata damga vurmuş En İyi Yabancı Kadın Yazarın Kitapları listesini hazırladık. Edebiyatta kadın erkek ayrımı yapılmalı mı tartışması olur mu bilmiyorum ama Harper Lee’nin hissettiklerini de hiçbir erkeğin sezeceğini zannetmiyorum. Bu güçlü kalemli kadınlar bazen toplumsal sorunlara dem vuruyor bazen ise maceralarıyla milyon dolarlık filmlere, dizilere ilham kaynağı oluyor.

İçlerinde kitlelerin ufkunu açan ve kadınlara önderlik edenler bile var. Farklı dönemlerde kadınları temsili, eğitimi hatta yaşama erişimleri reddedildi. O dönemlerde de işte içlerinden birileri çıkıp ele aldığı konularla irdeleyici eserlerle yaşama öncülük etmiştir. İçinde yaşadığımız zenginliğin daha da çeşitlenmesi ümidiyle işte o En İyi Yabancı Kadın Yazarın Kitapları.

Jane Austen – Gurur ve Önyargı

Evlilik çağında beş genç kız… Evlenmekten başka çaresi olmayan kızlar günlerini nakış yaparak, dans ederek, aşkın hangi görkemli malikânede yaşadığını bulmak için kara kara düşünerek geçirmektedirler. Görücü usulü artık tarihe karışmış, her şey biraz daha zorlaşmıştır. Darcy ve Elizabeth’in muratlarına ermek için Gurur’u ve Önyargı’yı bir kenara bırakmalarının zamanı gelmiştir.

Margaret Atwood – Damızlık Kızın Öyküsü

Hiç kimsenin yüreği mükemmel değildir.

“Biz iki bacaklı rahimleriz, hepsi bu.”

Kadın, “bunaltıcı düşlerden uyandığı” bir sabah, hiçliğe dönüşmüş olarak buldu kendini. Artık bir adı yoktu, düşüncesi, benliği, arzusu yoktu ama bir rahmi vardı. Yaşamını kolonilere sürülmeden, öldürülmeden, Damızlık Kız olarak sürdürmesini sağlayan rahmi. Artık âşık olmayacaktı, sevmeyecekti, onaylanmış bir dilin ötesine geçmeyecekti. Duvarlara asılmış sıra sıra cesetler, tek gerçeğin savaş ve üreme olduğunu hatırlatıyordu. Özgürlük hatırlanmayacak kadar uzaktaydı…

Margaret Atwood’un başyapıt niteliğindeki feminist distopyası Damızlık Kızın Öyküsü, bütün distopyalar gibi geleceğe dair bir paranoyayı değil, içinde yaşadığımız gerçeğin ta kendisini dile getiriyor. Erkek egemen muhafazakâr bir rejimin üremeyle sınırlandırdığı, mahrem örtülerin  ardına gizlediği kadın bedenleriyle bize aşina gelen bir gerçeğin.

Anlatılan bizim hikâyemizdir!

Sylvia Plath – Sırça Fanus

Sırça Fanus

Amerikan edebiyatının bayrağını omuzlanan günümüz kadın yazarlarının, çığır açıcı ve ölümsüz bir ilham kaynağı var: Sylvia Plath! “20’nci yüzyıl Amerikan edebiyatının melankolik prensesi” olarak adından söz ettiren Sylvia Plath, ateşli bir cinsiyet eşitliği savunucusu olması ve modern insanın buhranını temsil ettiği kalemi ile bugün hala en çok konuşulan yazarlar arasında yer alıyor.

Plath’in yaşamına son vermeden hemen önce yayımladığı eseri Sırça Fanus; yazarının kısa yaşamını çarpıcı bir şekilde özetlemesi bakımından günümüz toplumuna ve edebiyat dünyasına eşsiz bir kaynak sunuyor. Roman, aynı zamanda Amerikan edebiyatının ilk feminist romanı olarak değerlendiriliyor. Sırça Fanus, modern dünyanın acımasızlığına kadın ruhunun inceliği ile tanıklık etmeniz için sizi sayfalarını aralamaya çağırıyor. Bu kitabı okurken, her satırında merak ve merhamet duygunuzun daha da perçinlendiğini hissedeceksiniz.

Bu Cazibeli Şehir, Onun Ruhu için Tuzaklarla Dolu!

Sırça Fanus, başkahramanının karakteristik özellikleri ve olay akışı bakımından otobiyografik bir roman olma özelliği taşıyor. Yazarın ana kahramanı olan Esther Greenwood, 19 yaşında New York’a gelerek hayalini kurduğu gibi bir moda dergisinde işe başlıyor. Plath, Esther’i kendi aile yapısı ile birebir aynı koşullarda yetişmiş bir genç kız olarak anlatıyor. Üstelik Esther de edebiyata tutku ile bağlı sanatçı kişiliği ile ön plana çıkıyor.

Şehrin sunduğu avantajlar ile hayatı köklü bir şekilde değişen Esther, yaşadığı hayatın onu zamanla uçurumun kenarına sürüklediğini fark ediyor. Sonrasında içinden çıkılmaz bir bunalıma giren genç kız, üniversite yıllarından itibaren hayatını psikolojik olarak yokuş aşağı bir şekilde sürdürüyor. Esther, bu ilk savrulmadan sonraki yaşamında da kimliğini bulma çabaları, hayatına girip çıkan insanlar, ruhsal tedavi deneyimleri ve intihar girişimleri arasında gidip geliyor. Peki, Esther sonunda kendini yukarı çekebileceği herhangi bir dal bulabilecek mi dersiniz?

En Sevilen Sesli Kitapları Hemen Şimdi Dinleyin!

Kathryn Stockett – Yardımcı

Kathryn Stockett mükemmel bir roman yazmış. Siz onun karakter çalışması, oyun ve aşk kurgusu ile alınıp götürüleceksiniz. Bu kitap gelecek rüyaları sınırsız olan kadınların öyküsüdür. Mükemmel bir okuma.”
Adriana Trigiani

“Sevecen, yaşamsal derecede önemli ve ustaca ele alınmış. Ben kitabı çok sevdim ve hayran kaldım. Çok cüretkar bir anlatımı var. Fantastik.” “Mükemmel bir kitap. Üç kadın hakkında etkileyici ve komik bir şekilde dokunaklı bir kitap. Bu kadınlar şimdi ve burada bizimle yaşamaya devam etmektedir.”
Robert Hicks

“Öykü anlatımı konusunda doğal yeteneklere sahip olan bir yazarın mükemmel bir zamanlaması … Stockett’in hem siyah hem de beyaz karakterleri çok tazedir ve nefes almaktadır. Ben kitabın bir misyoneri oluyorum. Bu akıllıca yazılmış ve şaşırtıcı ilk kitabı kaçırmayın.”
Joshilyn Jachson

“Ben kitabı çok sevdim. Kathryn Stockett bize gerçeklerle dolu bir öykü içinde güçlü, görkemli karakterler sunuyor. Aibileen, Minny ve Skeeter kendi farklılıklarına rağmen böylesine zorlu bir dönemden geçen bir ortamı yansıtmakta ve bu sıradan kadınların kahramanlığını ortaya koymaktadır.
Jill Conner Bromne

“Kathryn Stockett tarafından yazılan kitap nefret ve korkular üzerine küçük fakat sürekli bir zafer elde etmenin öyküsünü anlatmaktadır. Bu mükemmel kitabı asla unutmayacağım.”
Dorothea Benton Frank

Kate Chopin – Uyanış

Yirmi yedi yaşındaki Edna Pontellier varlıklı bir adamla evli, iki çocuk annesi, güzel bir kadındır. Ailesiyle yaz aylarını geçirmek için gittikleri tatil beldesinde kendisine ayırdığı vakit, denizle kurduğu ilişki ona yeni ufuklar açar. Öncelikle bir birey olarak kendini keşfetmeye yönelen Edna, bunu yaparken toplum tarafından belirlenmiş kadınlık ve annelik rollerini, evliliği sorgular.

Kimlik, toplum, aidiyet ve özgürlük kavramlarını, bir kadının tinsel ve cinsel farkındalığa erişmesini konu edinen Uyanış, salt bir aydınlanma değil aynı zamanda bastırılmış kadın kimliğinin beraberinde getirdiği huzursuzluğu açığa vuran özgün bir roman.

“Chopin olağandışı, ilginç bir yazar… Kadınların cinsel tutkularını, ailevi ve kişisel ilişkilerini irdeleyişi zamanının çok ötesinde.”

Jean Stafford, The New York Times

J.K. Rowling – Harry Potter ve Felsefe Taşı

“Harry, elleri titreyerek zarfı çevirince mor balmumundan bir mühür gördü; bir arma  koca bir ‘H’ harfinin çevresinde bir aslan, bir kartal, bir porsuk, bir de yılan.”Harry Potter sıradan bir çocuk olduğunu sanırken, bir baykuşun getirdiği mektupla yaşamı değişir: Başvurmadığı halde Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’na kabul edilmiştir.

Burada birbirinden ilginç dersler alır, iki arkadaşıyla birlikte maceradan maceraya koşar. Yaşayarak öğrendikleri sayesinde küçük yaşta becerikli bir büyücü olup çıkar.

J.K. Rowling – Harry Potter ve Felsefe Taşı Sesli Kitap Dinle

Louisa May Alcott – Küçük Kadınlar

Louisa May Alcott’ın 1868’de yayımlanan ölümsüz yapıtı Küçük Kadınlar’ın kuşaklar boyu her yaştan okuru büyülemesinde, aile hayatını idealleştirmesinin ve her çağda geçerliliğini koruyan evrensel temaları kucaklamasının rolü vardır kuşkusuz. Sevgi, dayanışma, ölüm, savaş ve barış, insanın kendi idealleriyle ailesine ve topluma karşı sorumluluğu arasındaki çatışma romanın başlıca temalarını oluşturur.

Erkek çocuğu gibi davranan yazar adayı Jo, güzel kıyafetlerin ve zenginliğin özlemini duyan Meg, narin ve kırılgan Beth, şımarık ve romantik Amy’den oluşan March kardeşler, Amerikan İç Savaşı sırasında New England’da ayakta kalmaya çalışırlar. Babaları savaştayken yoksullukla mücadele eden kızlar, kişilik olarak birbirlerinden farklı olsalar da ortak amaçları dini öğütlerin yol göstericiliğinde iyi birer insan olmaktır. Roman, kadınların dönemin katı toplumsal cinsiyet normlarının kendilerine dayattığı geleneksel rolleri benimsemek yerine hayata dair seçimlerini bizzat yapabileceklerini göstermiştir.

Harper Lee – Bülbülü Öldürmek

İstediğin kadar saksağan vur vurabilirsen, ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır.”

Tüm zamanların en sevilen hikâyelerinden biri olan, kırktan fazla dile çevrilen, Oscar ödüllü bir sinema filmi için temel oluşturan ve yirminci yüzyılın en iyi romanlardan biri seçilen Pulitzer ödüllü Bülbülü Öldürmek, Amerika’nın acımasız bir önyargı ile zehirlenmiş güneyinde geçen, sürükleyici, yürek burkan ve dikkat çekici bir büyüme hikâyesi. Büyüleyici güzellikler ve vahşi eşitsizlikler dünyasında haksız yere korkunç bir suçla suçlanan bir “zenci”yi savunmak için her şeyi riske atan bir adamın hikâyesi çocuk kahramanın gözünden anlatılıyor.

Şefkat dolu, dramatik ve düşündürücü Bülbülü Öldürmek okurları insan doğasının köklerine; masumiyet ve deneyime, nezaket ve zulme, sevgi ve nefrete, mizah ve pathosa götürüyor. Harper Lee’nin her zaman basit bir aşk hikâyesi olarak gördüğü romanı bugün Amerikan edebiyatının bir şaheseri olarak kabul ediliyor.

“Lee estetiğin arkasına sığınmayı reddediyor. Kalemi öyle güzel, güçlü, ölçülü ki zor konuları doğrudan ele almak zorunda olmamasına rağmen Bülbülü Öldürmek’te tam olarak bunu yapmış.”  

 Chimamanda Ngozi Adichie

“Yaşama sevinciyle dolu, dokunaklı ve nadiren rastlayacağınız türden bir roman.”  

Truman Capote

Toni Morrison – Sevilen

Kölelik cehennemine içeriden bir gözle bakan Sevilen, çocuklarıyla birlikte kölelikten kaçan bir kadının özgürlük savaşını anlatıyor. Geçmişin ağırlığını omuzlarından yıllar sonra dahi indiremeyen, onun hayaletleriyle boğuşan Sethe, annelik vicdanıyla, kadınlığıyla ve ait olduğu toplumla hesaplaşıyor. Kadınlık ve annelik duygularıyla müthiş bir şekilde harmanlamış Toni Morrison’ın bu dev eseri, zalimliklerle dolu bir tarihe ışık tutarken, siyahi bir ailenin merkezinde çok kişisel bir varoluş hikâyesinin duygu dolu inceliklerini ıskalamamayı başarıyor.

Acı ve güzelliği yan yana getiren şiirsel diliyle Toni Morrison’a Pulitzer Ödülü’nü kazandıran Sevilen, büyülü atmosferi ve doğaüstü detaylarıyla fazlasıyla sahici bir masal…

Anne Frank – Anne Frank’in Hatıra Defteri

Henüz küçük bir çocukken İkinci Dünya Savaşı’nın acı gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kalan Anne Frank, 12 Haziran 1942’de günlük tutmaya başladı. Bu tarih, onun doğum günüydü ve günlüğü de yeni yaşına adanmış bir hediye… Sürgündeki Hollanda hükümetinin Kültür ve Bilim Bakanı Bolkenstein’ın radyoda yaptığı bir konuşmayı dinleyene kadar, sayfaları yalnızca kendisi için doldurdu. Bakan konuşmasında, gelecek kuşakların savaşın dehşetini anlayabilmesi, Almanların zulmüne şahitlik edilebilmesi için kayıt altına alınmış tüm belgelerin yayımlanması gerektiğini ifade ediyor, buna örnek olarak günlükleri gösteriyordu. Artık savaştan sonra bir kitap yayımlama hayalleri kuruyordu Anne, günlüğü de temel taşı olacaktı. Ne var ki henüz on beş yaşındayken, Bergen-Belsen toplama kampında hayatını kaybetti.  

Ölümünden sonra yazdıklarını onun adına yayımlayan ise ailenin sağ kalan tek üyesi ve çok sevdiği babası Otto Frank oldu. O günden bu yana Anne Frank’ın Hatıra Defteri, dünyanın en çok okunan eserlerinden biridir. 

Anne Frank’ın doksanıncı yaşına adanmış bu özel baskıyı okurlarımızla buluşturmaktan onur duyuyoruz.

“Günlük tutmak benim gibi biri için tuhaf bir duygu. Yalnızca daha önce hiç yazmadığımdan değil.  İleride ben de dahil hiç kimse on üç yaşında bir kızın aklından geçenlerle ilgilenmeyecekmiş gibi geliyor. Fakat aslında bunun hiçbir önemi yok, ben yazmak ve daha da önemlisi kalbimden geçen bir sürü şeyi ortaya dökmek istiyorum.”

Bizleri FacebookInstagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!

Yorum Yazın:

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.